|
"Muhammed Gazali" tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 21:51 |
|
Merhamet Merhamet, insanın fıtratında öyle yüce bir haslettir ki onunla başkalarının elemi ile duygulanılır. İzalesine koşar. Yaptıkları hatalardan üzülür. Bu hataların dönüşmesini taleb eder. Bu özellik insandaki faziletleri alıp onu hayvan seviyesine indirebildiği gibi, insandaki sevgi ve muhabbetin fışkırmasına da en canlı sebep de yine odur. Aslında hayvanlarda da onları yavrularına karşı demlendirip duygulandıran iç güdüleri mevcuttur. Onun içindir ki kalabalık (merhametsizlik) insan fıtratını hayvanlar, hatta şuursuz cansızlar seviyesine düşürür. Rahmet en geniş ve mutlak manâsıyla Allah'ın ( c.c.) bir sıfatıdır. O'nun rahmeti bütün kainatı ihata etmiştir. Herşeyi kuşatan ilminin şuaları ile beraber mutlak olarak rahmetinin şuaraları da mevcuttur. Onun içindir ki meleklerin Allah'a (c.c.) karşı yaptıkları dualardan bir kısmı şu ayette toplanmıştır. "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Bunun için tevbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla. Onları cehennem azabından koru."(535) Hz. Ömer b. Hattab'dan rivayet edilmiştir: Resulullah'ın (s.a.v.) huzurlarına bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde emzikli bir kadın vardı. O, göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor ve emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu hemen sinesine bastı. Ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat levhasını görünce Resuli Ekrem ( s.a.v.): Bize, şu kadın çocuğunu ateşe atar mı? dedi. Biz de hayır. Vallahi atmamağa muktedir oldukça atmaz dedik. Resuli Ekrem (s.a.v.): İşte Allah (c.c.) kullarına bu kadının çocuğuna şefkatından daha merhametlidir"(536) buyurdu. Allah'ın Esma-i Hüsna'sının çoğu rahmet, kerem, fâdıl ve af inanlarından fışkırır. Hadis-i Kudsi de şöyle buyurmuş: "Rahmetim gazabımı geçmiştir."(537) |
|
Son Güncelleme: Pazartesi, 22 Eylül 2008 22:06 |
|
Devamını oku...
|
|
Damla damla olurken yansımalar, kalbime vuran çizgilerle işte SEN |
|
|
|
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 21:43 |
|
yetimdim, öksüz kaldım yerinden yurdundan uzak düşürüldüm hesabı kitabı kayıtsız yazıldım kaderin kuytuna düştüm, yusuf halinde kervan oldum züleyha gözlerinde bir an için ömrü mahreç eyledim bir hal için kalbi zehri içtim bir duruş için tebessumu servet eyledim olmayınca olmadı, dedirtim... gunahın koynunda gezindim, tövbenin gecelerini bekledim sevince sözü dua yı söz eyledim... |
|
Devamını oku...
|
|
kaybettim Yusuf' u kenan ilinde... |
|
|
|
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 21:39 |
beyaza vururken sevgi renklere suskunlugu mıhrabı düşmüştüseslenmek neydises neydi...o andason anda...
|
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 21:15 |
|
Saatler, tik tik tak tak diye çalar evrenin her bir yerinde adımlar adımlar adımlarsın dunyayı bılmecelerın uzerındekı kutucular gıbı tek tek sıralarsın, bır asagı bır yukarı ıster sagdan ıster soldan bazende caprazda !!! yollar var; upuzun yollar belkı de kısa sandıgımız ayaklarla yurur yurur yururuz, neden saatlere takılır gozlerımız bırı mı gelecektır bırıne mı gıdecegız dır yaa saatsız oldugumuz vakıtler yokmu dur ? ınsan ılla vaktımı sorgular, vakıtsızlıgı neden sorgulamasın ... sınırsız vakıtlerın ardında kuramsal yalın duyarsızlıklarmı mevcut, hayır ! mevcut olan o zamanında vakıtlı gelecegı; vakıtsız sınırsız zamanların bır vakıtle gelecegı gercegı, ne tuhaf degılmı.... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Narsu ''' Mustafa NAFİZ ''' tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 22 Eylül 2008 20:50 |
istanbul gibisin zaman, terkedilmiş bir harâbe; yıkılmaya yüz tutan bir arz-ı endâm. unutulmaya yüz tutmuş solgun bir umut, kaçtıkça kovalayan acımasız, sefîl mâzi...
şimdi körkütük sarhoş, muamma bir yokuş hangi adrese kıvrılıp gidecektir, meçhul. gel de gör kör gözlerinle, şafak vakti; bir yolculuk nasıl da haykırıyor, bak!..
|
|
Son Güncelleme: Pazartesi, 22 Eylül 2008 21:06 |
|
Devamını oku...
|
|
dilsizim, dillendirensin, dillendirmelerden diller eyleyensin... |
|
|
|
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 21 Eylül 2008 21:14 |
|
Affet; YARADANIMIZ... Affet ALLAHIM (C.C.)... Affet EL GAFUR... Sesini işitip gelmediğimiz an'lar için affet, sesine yetiştir şu aciz ruhlarımızı, gönül dergahında hakkımızda hayırlı hükümler verdiğin sevinçlerle gelen günahlarımızın affını yetiştir... Affet Sen' den uzak Sen' den habersiz aldığımız her nefesten, gafletin içinde çırpınan acizliğimizı, muhtaçlığının samimiyeti eyle... Affet, Sen'sizliği boynumuza kilit yaptığımız vakitler için, vakitsizliğin içinde anlamsız dolaştığımız manamızı unuttumuz için Affet... Sen' in merhametin sonsuzluğu aşar, Sen'in dar akıllarımızda ferahlık veren hikmetlerin çaresizliğimizi aşar, Sen' in varettiğin güne yaşattığın geceye hakkını veremediğimiz zamanlar için affet, affını yetiştir ki; sevaplarımızın azlığından utanıp günahlardan uzaklaşalım... günahlarımın ve günahlarımızın affından merhametine sonsuz Aff mertebene sığınıyor, ruhlarımızın vicdanı samimi vakitler ve kararlar yaşamayı nasip etmenin hakkı adına dualarımızı kabul eylemeni talep ediyor, Sen' siz geçirdiğimiz vakitlerin yaşları içinde tebessüm çiceklerinin kokusuna hayran arayışlarda bırakman için duacıyım, duacıyız... yüreğimi, yüreğimizin aş'tığı darlıkları ve genişlikleri bilensin vardır bir bildiğin vardır bir bilenimiz hissiyatını nasip eylediğin vakitlerde, secdelerin en temiz samimi duygusellerinden mahrum etme, mahrumıyetımızı guzellıklerın saklı vakıtlerı nasıp eyle... utandırma bızı YARADANIMIZ, merhametıne karsı şefkatlığıne karşı utandırma ne olur bizi bizden iyi bilen Sen'sin... Dualarımızı kabul eylemen için vakitlerden vakit sevindir, YARABBENA ...
|
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 21 Eylül 2008 19:38 |
|
Aşk' ın mabedıne kılıt vurulmuş uzak köylerin birinde, kapısına hançerin resmi çizilmiş hakikat anlaşılsın diye ve uzun zamanlar kervanlar ürkerek geçmişler toprağın nimetinden asrın kışları yazları akıp geçmiş alemden, ola ki bir zaman gelmiş köy susmuş köycükler susmuş vatan susmuş vatanın üstündeki gökyüzü yağmaya güneş hızla yerini belirlemeye , gece hasretle beklemeye başlamış havadaki toz bile yere inmeye heves beklemiş toprağa karışıp yol olmaya içine çekmeye heves etmiş, ah bir yaredir kaderin ucundaki gölge ah bir haredir sevdanın hecesindeki tevbe ah bir gülizardır hasretin kenarındaki hece... kainata meşk olmuş gölgeler içinde salınıverır bınbır tohum binbir dilek kevser ile lal giyinir bir urgan bir asa tek bir kelime tek bir nefs' e...
|
|
Son Güncelleme: Pazar, 21 Eylül 2008 19:47 |
|
Narsu tarafından yazıldı
|
|
Cumartesi, 20 Eylül 2008 11:15 |
|
"bir minare gölgesinde saklı duran dualar gibi sisli duygular biriktiriyor ; İstanbul İstanbul, acıların ve sevgilerin kralçesi zaman bekleme ve dua etme zamanı... yedi tepe dar gelir şarkısını da mırıldanıyor parktaki çocuklar hazan rüzgarlarına teslim edilmiş misket taşları her bir tarafta ruh gibi savunmasız ruh gibi savurgan , hoyrat yanlızlığa teslim olmuşmudur beyazlar... saçlarımda beyaz, gönlümde ağaran bir his var..." |
|
|
|
|
|
|
Sayfa 6 > 7 |